Katılımcılardan

“Benim yolculuğum sadece orda mutlaka bulunmam gerektiğini söyleyen hislerimi takip ederek, İda Dağı’na 6 gün kendimi teslim etmeye niyet etmemle başladı. Bilemedim ben sadece ‘6 gün’ diye düşünürken aynı anda hayatımın geri kalanını kapsayacak bir yolculuğun da başlamış olduğunu. Kendi hislerimi, gölgelerimi yok saya saya tonlarca yük yüklemişim sırtıma çoğu insan gibi. Çünkü hepimiz buna alışmışız. Hep ‘güçlü’ olmamız, iyi hissetmemiz, iyi görünmemiz gerekirdi. ‘Güçsüz’sek de bunu kimsenin bilmemesi gerekirdi.

Ve ben tüm bu kalıpların içinde sıkışıp kalmışken biri geldi, ‘Benim burdaki görevim sizi iyi hissettirmek değil’ dedi. Önce kaçmamayı öğretti, tüm o hislerin içinde yumuşamayı.. ‘iyi hissetmek’ adına yaptığımız pek çok şeyin aslında kendini yok saymak olduğunu..  Bazen liderimiz oldu, bazen sadece kız kardeşimiz, ama her ne yapıyorsa yapsın önce güven verdi, sevgisini hissettirdi bize. Bu derin, her anı çok kıymetli yolculuk için ona ne kadar teşekkür etsem az. ♡

 Ben yoga, meditasyon derken bana iyi gelen şeyleri keşfetmiş olduğumu düşünürdüm hep. Oysaki kendimden, duygularımdan ne kadar bihaber olduğumu bu 6 gündeki her deneyimde daha da iyi anladım. Keşiflerimle birlikte bazen sevinç, heyecan taştı içimden, bazen ağır geldi sarsıldım. Ama sarsıldıkça daha da güçlendim, köklendim. Her sarsıldığımdaysa bana kucak açan ablalarım vardı yanımda. Kendimi oldukça güvende hissettiğim, kalbini, kendini açmanın ilk adımlarını attığım harika bi alandaydım. Ve artık biliyorum ki bu 6 günün etkilerini hayatımın geri kalan her anında hissedeceğim.  ‘Karanlığın Bilgeliği’ artık hep benimle!

**Kız kardeşlerim,

Bana kan bağı olmadan kız kardeş olmanın nasıl bir şey olduğunu gösterdiğiniz için,

Sağladığınız o sımsıcak, güvenli alanda zorlandığım bir alan olan ‘kendini ifade etme’de kolaylaştırıcım olduğunuz için,

Tüm sevgi, ilgi, şefkat ve açıklığınız için,

Korktuğum, kaçmak istediğim pek çok anda beni cesaretlendirdiğiniz için,

Hepinize minnettarım. Varlığınız beni mutlu ediyor.

Aşk ile,

Aho!”

Irmak, 22, Öğrenci

“Karmaşıklığımla, yaralarımla geldim. Öyle bir kucak açıldım, ruhum, bedenim, zihnim öyle bir parladı ki… Burada tamamlandim. Acıyı sevdim, karanlığımı sevdim, onları hissettim. Duygu boşalmalarım oldu, ağladım, inledim, bağırdım.
Ne güzel yolculuktu.
Ne asildi.
Karanlığın ne büyük bilgeliği varmış. O karanlığın içinde beni destekleyen, sağlam duran, beni gören, onurlandıran birini keşfettim. Onunla tanıştım. Onun ne kadar güzel, alımlı, çekici, hoş olduğunu gördüm. O kadar cok şey gördüm , yaşadım, hissettim ki şükürler olsun benim bu eğitimi almama vesile olanlara.Yaşam yükseklerde, zirvelerde başlar. Karanlığın bilgeliğini keşfederek ışığımla yol alıyorum. Yola devam…”

N.K. , 37, Öğretmen

 

“Hayatı kadın bedeninde bir erkek olarak sırtladığımı düşünüp yorgun düşmüşken, içimdeki mutlu kadının vazgeçtiğini zannederken Didem çıktı karşıma. Elini uzattı, gel dedi. Son gücümü toplayıp bana uzanan eli tuttum. Sonrası hiç bitmeyecek bir festival…
Bu inzivada, aslında yorgun olanın içimdeki kadın değil, erkek olduğunu keşfettim. Çok yorgun düşmüş ama hala sağlam durabilen eril yanım, ışıldamak, parlamak ve uçup kaçmak isteyen dişil yanım… İkisi bir oldu, birbirlerine dokundular ve birlikte ayağa kalktılar. 6 gün boyunca her sabah kendime dair yeni bir güzelliği keşfedip kucakladım. Kendimle yeniden tanıştım, unuttuklarımı hatırladım. İçimdeki ateşi serbest bırakıp doğamı yaşamayı deneyimledim. Durmayı, durmamayı, savrulmayı, tutunmayı, bırakmayı, içe kapanmayı, dışa açılmayı, üretmeyi, tadını çıkarmayı, kırılganlığı, kırılganlıktan güç almayı, açıklığı, cilveyi, aşkı, hayatla oyun oynamayı, ateşi büyütmeyi, yanmayı, kül olup yeniden doğmayı, sevmeyi ve çok sevilmeyi sığdırdık bu 6 güne. Artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağının heyecanıyla başlıyorum uyandığım her yeni güne. 12 güzel kadın birbirimize ayna olduk, kızkardeş olduk, öğretmen olduk, usta olduk, çırak olduk, dost olduk, nefes olduk.
Didem’in küçük, zarif ama o güçlü ellerini tutup yarattığımız bu “coven” içinde birbirimizi hiç bırakmayacağımızı ve en eğlenceli maceralara birlikte kanat açacağımızı bilmek harika bir his.
İçimdeki küçük “cadı” yeniden uyandı. Rahminin gücünü keşfetti. Dünyaya ışığını saça saça yürüyor kendi yolunda.
Teşekkürler Didem. Seni seviyorum.”

A.E. , 37, PR Danışmanı

 

“Ah! İnzivanın tadını ağzımda ve duygusunu rahmimden tüm bedenime yayıldığını hala hissediyorum. Kalbimin tamtamlarının sesini dinleyerek gelmiştim bu inzivaya. Mutlaka orada ol, seni bekleyen bir şey var orada diye…ta yılbaşında niyet etmiştim. Gerçekten de öyle oldu İda* beni tüm yumuşaklığı ile rahmine aldı.
Bu inziva gerçek hayattan bir kaçış olmadı benim için. Ayaklarımın yere sağlam bastığım, köklendiğim, doğa ve çevremle bağ kurduğum, doğanın doğum-ölüm-doğum döngüsünü hatırladığım, tüm duyularımın arttığı, rahmimin yaratıcı potansiyelini gördüğüm, korkularımı ve utancımı hissedip yas tuttuğum, neşem ve parıltımla çılgınca dans ettiğim, bırakmak istediklerimi ateşe attığım ve külleriyle et bedenimde yeniden can bulduğum hayatın ta kendisini gösteren bir inziva oldu.
“Gerçek hayattan bağınızı koparmayın” demişti Didem ilk ya da ikinci gün. Yani yakınlarınızı arayın, fotoğraf çekin, isterseniz sosyal medyaya girin. Normal olan alışkanlıklarınızdan tamamen kopmayın. Benim için inzivada duyduğum en önemli cümlelerden biriydi bu. Neden önemli olduğunu döndükten sonra daha iyi anladım. Her gün bedenimizde gevşemeyi, rahatlamayı, nefes almayı hissetmeyi yeniden hatırladığımız, çeşitli bedensel pratiklerle hayata geçirdiğimiz öğretiler gerçek hayatı yaşarken hep yanı başımda olacaktı. Her kapandığımda, her tetiklendiğimde kimsenin beni açmasını beklemeden hissetmek için kendim açılacaktım. Kendimizi güvende hissettiğimiz ve benim gibi 12 kız kardeşten oluşan bu güzel ortamda, hep beraber kapandık, içimize çekildik, ağladık, hatta bağırdık zaman zaman, sessiz kaldık, güldük, yumuşadık, açıldık kendimize ve birbirimize.

Çenem gevşek mi? Nefesim düzgün mü? Bedenim gevşek mi?**

Bir ağaç kadar esnek olabilir miydim? Onun kadar genişleyebilir miydim? Hem merkezimde durup tohumlarımı atıp hem de meyve verebilir miydim? Onun kadar dıştan cap canlı taptaze görünüp, içimde her bir katman ile yıllarımı barındırabilir miydim? Köklenip bağ kurabilir miydim? Derin nefes alıp, nefesimle, sesimle, dansımla önce kendime şifa olabilir miydim? Doğa ile bir uyum içinde yaşayabilir miydim? Vahşice sevişip, okyanus gibi dalgalanıp, bir göl gibi durağın olabilir miydim? Doğa ana gibi kucak açan, gök baba gibi her şeyi kapsayabilir miydim?
Zihnim sürekli kendime bunları soruyordu.
İkinci günün öğlen arasında suya girdiğimde hayatımda ilk defa doğaya, kutsallığa, Tanrı ve Tanrısallığa bu kadar yakın hissettim kendimi. Hayatı ve canlılığı suya atladığım taşta, yüzdüğüm suda, aldığım nefeste, baktığım mas mavi gökyüzünde ve tüm bedenimde. Evet cap canlı ve kutsaldım, o andan sonra içimdeki tanrıçaya en güzel şekilde hizmet edecektim. Beni İda’da bekleyen tam da kendimdi. Eğitimlerini verdiğim ve uyguladığım Kendini Sevme Sanatı Eğitimime inanılmaz bir hediye gelmişti. Kendini sevmeyi hatırlatırken hissetmeyi de hatırlatabilecektim… Beden – ruh – zihin’e artık vücut da tüm duyuları ile eklenmişti. Hayatımın her anı kutlamaya, hissetmeye yaşamaya değerdi. Korkularımdan kaçmadan, kalbim aşk dolu yumuşayabilecek ve bu yumuşaklığı herkes ile paylaşabilecektim.

Tüm kalp açıklığı ile bizi İda’nın rahmine, oradan da kendi rahmine alan ve alan tutan Didem’e, Vahşi Kadın Akademisi’ne ve kız kardeşlerime minnettarım.

*İda: Kaz Dağları
** Çenem gevşek mi? Nefesim düzgün mü? Bedenim gevşek mi? : Didemin bize her pratikte sorduğu sorular. “

Yeşim Ateşçi Keleş

“Son zamanlarda bir şeyleri kaçırıyorum hissiyle hayatı kovalamaya başlamıştım. Yetişememek korkusu ile oradan oraya anlamsızca ve hiçbir anda tam anlamıyla varolamadan yaşıyordum. Bunca zaman bilgi ve öğreti arasında ilerlediğimi sanırken çabaladıkça bataklığa biraz daha çekiliyor ama pes etmiyordum. Hep bir şeyler eksikti, hissediyordum ama anlam veremiyordum.
O gün binlerce parçaya bölünmüş, imkansızlıkların arasında paramparça bir halde çaldım kapını. Bekleyiş sonsuz bir heyecandı. Sıcacık karşıladın, görmesem de gülümsemeni hissettim. Aslında o an hikayemi keşfetmeye başlamıştım.
Seninle, acıdan, ölümden, aşktan, yaşamaktan bile kaçtığımı gördüm. Zıtlığın içindeki ahengi fark ettim. İçimizdeki karanlıkla yüzleşmenin korkulacak bir şey olmadığını, cesur olduğumuzda hediyelerimizin de ne kadar büyük olabildiğini hatırlattın bize. Hayatın bazen bilek güreşi olduğunu!!! Bırakmanın, yenilmenin, pes etmenin hediyeleri olduğunu gördüm. Ve görmeyi unuttuğumuz hatta çoğu kez reddettiğimiz eril yanımızla barıştık. İçimizdeki eril ve dişinin kucaklaşmasına gözyaşlarımızla şahit olduk.”

Zeynep, 44, Fotoğraf Sanatçısı

“…elmas yüklü bir gemi geçiyor kıyıları iterek
parmağını daha iyi göstermek için çenesine ustaca koyan birinin parmağı gibi kentleri yansıtıyor, yasları sevinçleri yansıtıyor, hepimiz bir bir
çoğalıyoruz elmastan
birbirimizden çoğalıyoruz, sonlu ve sonsuz birbirimizden
bir yaz akşamı gibi, kesilmiş domatesin buğusu gibi, ezilmiş tuğlanın asfaltta yayılışı gibi günbatımının… E.Cansever

Gördüm bir yerlerde Wild Woman Academy’i okudum ve içimde binlerce kilometre uzaktaki yaban, asıl doğam, vahşi gücüm uludu, yaban ırmaklarım aktı gürül gürül, cangıl ormanlarım uğuldadı yaprak yaprak…. özlem özlem aktı kanadı kalbim.

Yalanla çılgına dönmüş, delirmiş bedenim can buldu hakikatin gücünde.
Ölüm dirim miydi, eril dişil miydi, hepsi iç içe geçmiş şimdinin bereketinde dans ediyordu. Hepsi birbirinden doğuyor, zihnim imgelerle dolup taşıyordu.
Siyah beyaz kurt karşı karşıya birbirine nefes veriyordu,
Bir çift kuş birbirine şakıyordu,
Biri bir diğerini yediriyor, birbirine dönüşüyordu.

Ve gölgelerimiz!

Öfke, incinmişlik, çaresizlik, seçeneksizlik içindeki yaralı kız çocuk yanımız. O küçük kız çocuğunun, görülme, duyulma ihtiyacı, güvenlik ihtiyacı, kendi değerini inşa etme ihtiyacı, karşılanmamış tüm ihtiyaçları, çocukluk yaraları öfkenin, utancın, suçluluğun, mükemmel olayım da bari belki sevilirim sapakları, nasıl da dipdiri, hala oradalardı!

Yaralarını sarmanın sorumluluğunu alıyoruz, içimizdeki küçük kız çocuğunun, şefkatle, erdemle, merhametle, kimi zaman öfkeyle, ki buna ben gazaba gelmiş şefkat diyorum… sap saman ayrılıyor, yansıtmalar bir bir sahipleniliyor, yaralar sahipleniliyor.

Şimdi uzak cangıllardaki kurt parçam daha bir gönençle, sevinçle uluyor. Hepinize teşekkür ederim… var olduğunuz var ettiğiniz için.”

Yeşil, 54, Psikolog

“İçinde size ayna olacak, sizi sarsacak, dinleyip alan tutacak, heyecanlı, sevgi dolu, tutkulu 21 kadın olan geminin kaptanıydı Didem! O bizi fırtınalara soktu, sarstı, titretti, kendimizi açmanın ve daha bir çok şeyin yollarını gösterdi. Gonca güller gibi kat kat açılmanın ihtişamına tanık olduk. Didem, küçük dev kadın, bizimle birlikte yaşadı her şeyi. Bizler de birbirimize geçtik. Bir Ol’duk. Aşk’la!” Arzu

“İç içe atan 22 kalp bir bedende…
Neler yaşayacağımızı bilmeden çıktığımız bu yolculukta kalpler iç içe geçti sanki. Hissettiğimiz her duygu, aklımızdaki her düşünce farklı hikayelerle hepimizdeydi. Dünya hiç bir zaman sadece sizin başınıza yıkılmıyor ya da mutluluk sadece size güzel enerji yaymak için var olmuyor. Korkular, yaslar, hüzünler, neşeler hiç biri ne kalıcı ne de bizim. Bırakın iş yerinizdeki statülerinizi, kimliğinizi, ben diye tanımladıklarınızı ve maskesi olmayan birkaç kadınla vakit geçirmenin tadını yaşayın. Özünüzü keşfedin.

Kadın olmak… erkek olmak… insan olmak, bu evrende canlı olmak, solumak nedir? Farkına varmadan hayatını devam ettirdiğin alışkanlıklarını fark edip, derinden yaşamayı deneyimlemek istiyorsan hiç düşünme, bu kampın sana öğreteceği çok şey var.
Koşturmacanın içinde durup evrenle olan bağımızı sorgulayabilir miyiz?
Özümüz ile ne kadar bağlantıdayız?
İhtiyaçlarımızın ve sağlığımızın ne kadar farkındayız?
Bunlar eğitimden önce sorgulamadıklarımdı. Böyle bir eğitimi kaçırsam ve ne kaçırdığımı bilsem çok üzülürdüm. Bu öğretilerin gonca çiçek gibi yaprak yaprak açılmasını temenni ediyorum.

Kalbinizi açtığınızda incinmiyorsunuz, açık kalplere çekiliyorsunuz. Korkmayın derinliğinizden! Tüm benliğinizi kabul etmenin sizi nasıl sağlamlaştıracağına ve hayata nasıl kök saldıracağına şaşıracaksınız!” S.G.

“Karanlıklarım içinde kaybolmuşken,
Eril enerjimle dünyayla savaşıp kendimi bir erkek gibi hissederken buldum kendimi İda Dağı’nda ve bu inzivada..
Kim nasıl getirdi beni buraya, biliyorum aslında.
İlahi olanın şakalarından biriydi sadece.
Ve orada gördüğüm, anladığım, hissettiğim herşeyi anlatamam ama şunu biliyorum:

Kırılganlığımı ve hassasiyetimi saklamak için giydiğim eril zırhımdan kurtuldum orada.
Ne kadar muhteşem bir dişi olduğumu hatırladım.
Oradaki 21 kadında her bir gölgeme şahit oldum..
Kadının gücünü
Kadının yumuşaklğını
Kadının kudretini
Kadının kırılganlığını
Kadının yaratıcılığını
Kadının öfkesini
Kadının şefkatini
Kadının cazibesini
Kadının aklını
Kadının ilahiliğini ve çok daha fazlasını anladım
Ve aşık oldum her bir vecheme.

İyi ki geldim,
İyi ki seçtim.

Bu alanı açtığın,
Bu ilahi görevi seçtiğin için sağol varol Didem Çivici” B.H.

“Hayatın akışını, aşkı, kadını, erkeği, ilişkileri anladığım ve en en önemlisi de kendi duygularımı yerine koyabildiğim, aslında hiç de ‘yalnız’ olmadığımı fark ettiğim harika bir 6 gün geçirdim. Doğaya, kadınlara, erkeklere, hayata karşı aşkım ve coşkum kabardı. Bakış açımda kökten değişiklikler oldu ve olmaya devam edecek çünkü bu harika bir yolcuğun sadece başlangıcı. Gerçek hayattan kopmadan geçirilen fantastik bir 6 gün… Didem, kalbini açma konusunda kusursuz kılavuzluğun ve hayatımı güzelleştirdiğin için çok teşekkürler.”Y.K.

Wooooww… Muhteşem bir kavuşma, muhteşem bir AŞK’ın başlangıcı. Bu kadar açık, bu kadar şeffaf, bu kadar akıcı ve aynı zamanda bu kadar alan tutan, güvenilir, açık kalpli bir eğitim yaşamamıştım.

Didem Çivici hem bir feminen, hem de bir maskülen. Yaşadığı ve yaşattığı deneyimlerle hem kendini hem de beni tekrar tekrar doğurdu, büyüttü, geliştirdi.

Çok şükür.
Yolumuz AŞK olsun.

Özlem Gülerler

Benim Canım Sister’ım

Teori ve uygulamanın bir arada olduğu dopdolu bir içerik, kişisel deneyimler ve vahşi bir kadının alan tutmasıyla birleştiğinde aşk olarak yansıdı yoluma. Keşiflerimi derinleştirmem de kullanacağım çok değerli araçlar öğrendim, sorularım cevaplarına kavuştu.

 

Değişimin olduğunu, nasılı bir kez daha hatırlattığın için teşekkür ederim canım.

 

Varlığına, kardeşliğine, dostluğuna bin şükür ..

Aşkla

 

Aybike Zengin

Bu workshop öncesi tanışmamamıza rağmen sanki gerçek kız kardeşimin evine gelmişim hissini bana yaşattığın için sana çok teşekkür ederim. Bana, kendinle beraber 7 tane daha kız kardeş kazandırdın 🙂 İçimdeki vahşi kadını keşfetmemde, bu yolculuğa başlamamda bana ışık tuttun. Tüm samimiyetin, bilgin, tecrübelerin bana ilham verdi. 

Namaste!

Selen

“İçimdeki masküleni tanımak” adına alan açtığın için öncelikle çok teşekkürler. İki gün ne dolu geçti! Bu eğitimi kendi köklerime yaptığım bir yolculuk olarak görüyorum. Daim olsun.

Sevgiler

Doyamadım, doyamadım, doyamadım…

Muhteşem bir haftasonu ve deneyimdi benim için. Bu alanı açan ve bizim feminenimize alan tutan sana sonsuz teşekkür ederim. Kalbimin En Derin Arzusunu tekrar hatırlamama vesile oldun. Tekrar görüşmek dileğiyle, AŞK’la…

Seni Seviyorum Kadın.

Hanife

Uzun zamandır beklediğim, ancak iş yoğunluğum nedeni ile katılmamın neredeyse imkansız gibi göründüğü bir çalışmaydı. Olmam gerekiyorsa orda olurum zaten deyip bıraktım. Gün geldi ve ben de oraya aktım, olmam gerekiyormuş demek ki ve iyi ki. Yoluma yön, sorularıma işaret gibi geldi…

Sevgiler,

Eda

 

Evini, kalbini, rahmini bize açtığın için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Kesinlikle harika bir haftasonuydu. Hepimizin hissettiği gibi, bizim için bir başlangıcı tetikledin. İçindeki maskülene sağlık 🙂

Konuyu bir bütün olarak incelemen, bizim de öyle değerlendirmemizi sağlaman çok değerliydi. Bu yolda birbirimize destekçi olacağımıza inancım tam.

İyi ki seni tanıdım. İyi ki geldim. İçimdeki maskülene sağlık 🙂

Merve Taga

Kadınların içten kahkahalarının rengini, kokusunu ve dönüştürme gücünü bu kadar net olarak görmenin özlemini çekiyordum ne zamandır. Şimdi o güçlü kahkahalar hala kulaklarımda ve beni hiç yaşamadığım ama hep özlemini duyduğum, kadim zamanlarda çölün ortasındaki kutsal bir çadıra götürüyorlar. Güç doluyorum, neşemi ve canlılığımı tekrar kazanıyorum orda, vahşi kadın özgürce dansını yapıyor ve parlıyor, parlıyorum. Kendimizi ve dünyamızı nasıl yeniden yaratırız sorusunun cevabı bir fısıltıdan çığlığa dönüştü o gün, iyi ki varsınız kadınlar! 

Didem’den dinledikçe açılan kalbim, kendisini taşıyan kadının ne kadar güçlü ve yepyeni bir hayata gebe olduğunu hatırlattı her atışında. Ve birlikteyken mucizeler yarattığımızı. Her saniyesinden çok keyif aldığım kendimi keşif yolculuğumda, göğsümde taşıdığım değerli bir mücevher olarak bana eşlik ediyor şimdi o günkü deneyimim, Didem ve tüm kadınlar, kızkardeşlerim. 13 kadın yeryüzünde cenneti yarattık o gün. Benim için bu deneyimin tam karşılığı buydu.

Seda

İÇİMDEKİ MASKÜLEN

Kendi içindeki Kadınını ve Erkeğini tanımaya hazır mısın?

Ben kadınım tabiki bilirim veya ben erkeğim yahu daha ne diyerek yüzleşmediğin, kaçtığın, farkında bile olmadığın ilahi sen’le karşılaşmandan bahsediyorum. Bilemezsin ve emin ol bilmiyorsun.

İşte ben bu hafta sonu kendi içimdeki kadınımı, feminenimi ve kendi içimdeki Erkeğimi, Maskülenimi tanıdım, keşfettim, yüzleştim.

Yetmedi, daha derine daha derine inmek istedim. Bunu öncelikle kendim içim yaptım, sonra da evrensel yükseliş için. Çünkü, ben dönüşmedikçe bütünün de değişmeyeceğini biliyorum. İyi ki yapmışım!

Adem ve Havva Yasak (Sözde yasak) Elma’yı yediğinden beri süregelen feminen ve maskülen arasındaki anlamsız kavga ve beklentiler… Maskülen ve Femine’ne hep dışarıda baktık. Yani karşımızdaki erkekte veya kadında. Hiç kendi içimizdeki Kadına veya Erkeğe baktık mı? Sanmıyorum. Bu kadar spritüel çalışma yapan ben bile bakmamıştım, bakmamışım bu zaman kadar. Şimdi bakma zamanıymış, İlahi Sürece Şükür.

Evet, feminen öz’de olduğumuz için hepimiz kendi içimizdeki kadını az çok tanıyoruz ama ya erkeği? Kendi içimizde bizi hayatta sağlam tutan o gövdemizi tanıyor muyuz? Neden hep aynı erkekleri çektiğini düşünüyorsun? Kendi içindeki Maskülenine bak! Aynısını bulacaksın! Beğenmediğin her şey sende var zaten! Ben bu hafta sonu İçimdeki Maskülenimi tanıdım. İçimde nasıl bir adamın olduğunu. Feminen tarafımın Türk filmleriyle Kartal Tibet’i istediğimi lakin Olan Maskülenimin bir Nuri Alço olduğunu gördüm :))) Yani feminen ben romantik bir aşk beklerken maskülen ben kızlarla gününü gün etmek istiyor! Çelişkiye bakın! Üstelik tam tersi feminen yönü kuvvetli bir Baba ile büyümeme rağmen! (Burada alt kırılım dinamikleri var girmiyorum) Anne ve Babam’dan Kadın ve Erkek ile ilgili neler taşıdığımla yüzleştim. En önemlisi, Güçlü bir Maskülenin Feminenin duygularına alan tutabileceğini öğrendim.

Maskülenimiz merkezimizdir. Ve merkezimiz sağlam değilse bizi tetikleyen en ufak etkide sallanmaya başlarız. Maskülen yanın sağlıklı ise feminen yanına enerji getirebilir! Benim Maskülenim sağlıksızsa Feminenimin de sağlıksız olacağını, kendi içimdeki Maskülenin sağlıksızlığı ve ona duyduğum duyguları görmem ben de hem acı hem sevinç hem de şok etkisi yarattı. Kendi içimdeki Maskülen ve Femineni evlendirmeden bütün olamayacağımı gördüm. Bunun için ilk adımlarımı attım lakin benim için çok zordu, hala zor ama bu yolculukta cesaretle yürümeden aynı döngülerden çıkmaya çalışmanın anlamsız olduğunu gördüm. Ama bu yolda yürürken benzer süreçlerden geçmiş Vahşi bir kadın var yanımdaDidem Çivici. İyi ki biz kadınlara böyle alan tuttun kadın!
(Tabi hala onun gibi Kadınların Seviyorum diyemiyorum ama çaktırmayın;) Ve tek çocuk olarak büyürken, kadınlarla çok yakın olmayı sevmeyen ben, (kodlanmayla içten içe kendimize rakip ve düşman gördüğümüz kadınlar) ilk defa bir Kadın Çemberi’nde yargısız ve şeffaf olarak kendimi açtım, hepimiz açtık, en derinimizi paylaştık ve aslında böyle bir şeyin olabileceğini, kızkardeşliğin yaşanabileceğini gördüm. Kız kardeşliğe ilk adımımı attım. Şükran.

Sözde kadınsıyım, makyaj yapmayı severim, duygusalım demenin sağlıklı bir dişil enerjiye sahip olduğunu veya ben erkek fatmayım, işimde başarılıyım demenin sağlıklı bir eril enerjiye sahip olduğun anlamına gelmediğini fark etmek gerekiyor…

İçimizdeki potansiyeli uyandırarak, köklenmiş, tanrıça ve vahşi bir kadın olmanın kendi içimizdeki masküleni sağlıklı hale getirerek olabileceğini içselleştirmek ve dahası…Daha yolun başındayım ve sürecin bir kısmı sancılı, içim ağlıyor, kalbim ağlıyor görüyorum ama buna değer mi evet! Yanımda vahşi kadınlar kızkardeşlerim oldukça başarabileceğime inanıyorum.

Maskülen soruyor,

Merkezinde kalarak teslim olabilir misin?

Gizem Sakallı

 

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: