“ARKAMIZDA SÜRÜKLEDİĞİMİZ UZUN ÇUVAL” – 1

Şeyleri (kavramları, keşifleri…) yaratmadığımız, ama onları hatırladığımız düşüncesi eski Gnostik bir inançtır. Karanlık tarafı en iyi hatırlayanlar içerisinde en iyi tanıdığım Avrupalılar arasında Robert Louis Stevenson, Joseph Condrad ve Carl Jung var. Onların bir kaç fikrine değinecek ve kendi düşüncelerimden de bir kaçını ekleyeceğim.

Önce kişisel gölgeden bahsedelim. Bir ya da iki yaşlarındayken, 360-derece kişilik olarak hayal edebileceğimiz bir şeye sahiptik. Bedenimizin ve psişemizin her parçasından dışarı doğru enerji yayılıyordu. Koşan bir çocuk, yaşayan bir enerji küresidir. Evet, bir enerji küresine sahiptik, ama bir gün ebeveynlerimizin bu kürenin belirli parçalarını sevmediklerini fark ettik. Şöyle şeyler söylediler: “Biraz duramaz mısın?” ya da “Kardeşini öldürmeye çalışmak hoş bir şey değil.” Arkamızda görünmez bir çuval vardı ve ebeveynlerimizin sevmediği parçalarımızı, onların sevgisine sahip olabilmek adına bu çuvalın içerisine koyduk. Okula başladığımızda bu çuval zaten kocaman olmuş oluyor. Sonra da öğretmenlerimiz başlıyor: “İyi çocuklar böyle küçük şeylere öfkelenmez.” Biz de öfkemizi alıp bu çuvalın içine koyuyoruz. Ben ve kardeşim on iki yaşımıza bastığımızda, Minnesota’nın Madison kasabasında “iyi Bly oğlanları” olarak bilinirdik. Çuvallarımız çoktan bir kilometre uzunluğundaydı bile.

Sonrasında ise lise yılları boyunca bu çuvalı doldurmaya devam ederiz. Artık bize baskı uygulayanlar ebeveynlerimiz değil, kendi yaşıtlarımızdır. Yani yetişkinlerle ilgili geliştirdiğimiz paranoya bir süreliğine yer değiştirir. Lise yıllarım boyunca, basketbol oyuncuları gibi olabilmek adına yalan söyledim. Yavaş olduğum her şey o çuvalın içine girdi. Şimdi de oğullarım bu süreçten geçiyorlar; Onlardan daha büyük olan kızlarımın da bunu deneyimlediklerine tanık oldum. Ne kadar çok şeyi bu çuvala soktuklarını endişeyle izledim, ama annelerinin ya da benim yapabileceğimiz bir şey yoktu. Kızlarım çoğunlukla güzelliğe odaklı moda ve fikirlerle karar aldılar ve kızlardan da, en az erkeklerden gördükleri kadar zarar gördüler.

Yani diyorum ki, yirmi yaşınıza geldiğinizde o enerji küresinden geriye sadece bir dilim kalıyor. İnce bir dilimle kalan bir adamı hayal edelim -geri kalan her şeyi o çuvalın içerisinde- ve bir kadınla tanıştığını düşünelim; ikisi de yirmi dört yaşında olsun. Kadının da geriye ince, zarif bir dilimi kalmış. Bir törenle birleşiyorlar ve bu iki dilimin birleşimine evlilik deniyor. Bir araya geldiklerinde dahi bu bir birey etmiyor! Çuval büyük olduğunda evlilik, balayında yalnızlığı beraberinde getirir. Elbette ki bununla ilgili yalan söyleriz. “Balayın nasıl gidiyor?” “Muhteşem, seninki?”

Farklı kültürler çuvallarını farklı içeriklerle doldurur. Hristiyan kültüründe cinsellik çuvala girer. Onunla beraber de büyük ölçüde kendiliğindenlik ve doğallık. Bununla beraber, Marie Louise von Franz bizi ilkel kültürlerin hiç çuvalı olmadığını düşünmeye yönelmemiz konusunda uyarıyor. Ona göre ilkel kültürlerin farklı, hatta bazen daha büyük çuvalları var. Onlar da bireyselliklerini ya da yaratıcılıklarını bu çuvala koyabiliyorlar. Antropologların “birlik gücü” ya da “gizemli topluluk zihni” olarak ifade ettikleri şey kulağa hoş geliyor olabilir, ama bu, kabile insanlarının bildiği tek şeyin aynı şey olduğu ve başka bir şey de bilmiyor oldukları anlamına gelebilir. Çuvalın büyüklüğünün tüm insanlar için aynı olması çok olası.

Yirmi yaşımıza kadar hayatımızı çuvalın içerisine hangi parçalarımızı koyacağımıza karar vererek, geri kalanını ise bu parçalarımızı tekrardan dışarı çıkarmaya çalışarak geçiriyoruz. Bazen bu parçaları geri çıkarmak imkansız gibi görünür, sanki çuval mühürlenmiştir. Çuvalın mühürlenmiş olduğunu düşünün -o zaman ne olur? Harika bir 19. yüzyıl hikâyesi bunun hakkında bir fikre sahip. Bir gece Robert Louis Stevenson uyandı ve karısına, gördüğü rüyanın bir kısmını anlattı. Kadın, bunu yazması için ısrar etti; o da yazdı ve bu rüya “Dr. Jekyll ve Mr. Hyde” oldu. Kişiliğimizin daha iyi tarafı, idealist kültürümüz içerisinde gittikçe “daha iyi” olmaya başlar. Batılı adam, örneğin bağımsız bir doktor olabilir, her zaman başkalarının iyiliğini düşünür. Ahlaki ve etik olarak harika bir insandır. Fakat çuvaldaki madde kendi kendine bir kişilik kazanmaya başlar; göz ardı edilemez. Hikâyeye göre, çuvalda kilitli kalan bu madde bir gün şehrin başka bir yerinde ortaya çıkar. Çuvaldaki bu madde öfkeli hissetmektedir ve ona baktığınızda onun bir maymuna benzediğini ve bir maymun gibi hareket ettiğini görürsünüz.

Hikâye bize şunu söyler: bir parçamızı bu çuvala koyduğumuzda o parçamız daha ilkel bir hale dönüşür. Barbarlığa doğru geriye bir evrim gösterir. Genç bir adamın yirmi yaşındayken bir çuvalı mühürlediğini ve on beş ya da yirmi yıl bekleyip onu açtığını farz edin. Ne bulacak? Maalesef, çuvala koyduğu cinselliği, vahşiliği, güdüsel davranışı, öfkesi ve özgürlüğü, bunların hepsini ilkel bir hale dönüşmüş bir şekilde bulur; bu parçalar sadece ilkel değildir, aynı zamanda çuvalı açan kişiye de düşmansı bir tavır sergilerler. Çuvalını kırk-beş yaşında açan bir adam ya da kadın korku hisseder. Göz ucuyla bakar ve yoldan geçen bir maymunun gölgesini fark eder; bunu gören herkes dehşete kapılacaktır.

Sanırım kültürümüzdeki çoğu erkeğin kendi dişil yanlarını ya da içlerindeki kadını bu çuvala koyduklarını söyleyebiliriz. Bu adamlar otuz-beş ya da kırk yaşına geldiğinde ve dişil yanlarıyla yeniden temas etmek için çalışmaya başladıklarında, bu kadın çoktan gerçek bir düşman haline gelmiş olabilir. Bu adam aynı zamanda etrafındaki kadınlardan da oldukça fazla düşmanlık görüyor olabilir. Kural şöyle görünmektedir: Dışarısı, içerisi gibi olmak zorundadır. Eğer bir kadın kendi dişiliğinin onaylanmasını istiyorsa, kendi eril tarafını ya da içindeki erkeği bu çuvala koymuş demektir ve yirmi yıl sonra bu erkek ona düşman kesilecektir. Hatta bu adam ona karşı hissiz ve eleştirel olarak acımasız da olabilir. Kadın zor durumdadır. Birlikte yaşayacağı saldırgan bir erkek bulmak ona suçlayacak ve içindeki baskıyı azaltacak bir çözüm sunar, ama bu durum mühürlü çuval sorununa yardımcı olmayacaktır. Zaman içerisinde iki taraflı bir reddedilme yaşamaya başlar: İçindeki erkekten ve dışarıdaki erkekten. Tüm bu olayın içerisinde çok fazla yas vardır.

Kişiliğimizde sevmediğimiz her parçamız bize düşman kesilecektir.

 

Robert Bly – “İnsan Gölgesi Üzerine Küçük bir Kitap”

(Orijinal isim: “A Little Book on the Human Shadow”)

Türkçe Çeviri © Didem Çivici 2018

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: