MASKÜLENİ VE FEMİNENİ GERİ ÇAĞIRMAK

Maskülen (animus) ve femineni (anima) geri çağırmak, “gücü yeniden eline almak” ya da “sağlıklı cinsel özler geliştirmek” anlamına geliyor. Çocukluktan itibaren Benlik’ten ayrılan yanlarımızı yeniden kazanmaya çalıştığımız var sayımından yola çıkalım ve önceki makaleler[1]in ışığında söze başlayalım…

Senex ya da Artemis arketipi için öncelikle baba figürü ile olan ilişkinin derinliklerini incelemek ve kendi maskülen özünü tanımak ve daha sağlıklı hale getirmek uygun olur. Babamıza benzememize ya da ondan uzaklaşmamıza neden olan olaylar, süreçler ya da itenek güçler nelerdi? Onu neden örnek aldık ya da reddettik ve bu tutumun ardında hangi ihtiyaçlar vardı? Süreç içerisinde baba, kişinin içerisinde bir iç ses haline gelir. Artık hayatınızda babanız olmayabilir ancak ondan aldığınız “çekirdek inanç ve düşünceler” hala yaşamaktadır. Bize direktifler ve yargılar sunmaktadır ve bunu fark etmek, babamızın bizim seçimlerimizde nasıl bir rol aldığının farkına varmak bizi bilinçli seçimler yapmaya, yani yetişkin benliğimizle buluşmaya doğru yönlendirir.

Babamın onayını almak, ona kendimi sevdirmek için onun istediği neleri yaptım/oldum?

Babam gibi olmamak adına hangi kararları verdim? Hangi seçimleri yapmaya/yapmamaya yemin ettim?

Baba ile çalışırken (ya da animus ile) sadece maskülen alanda hüküm süren dinamiklere değil, aynı zamanda feminen alandaki dinamiklere ve inançlara da bakmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Senex ve Artemis arketiplerinde feminen öz hor görülmüş, yok sayılmış ya da bastırılmıştır.

Hayatımda feminen alanda hangi özellikleri yok sayıyor ya da bastırıyorum?

Sanat, güzellik, estetik, vahşilik benim için ne anlama geliyor?

Ahenk yerine özgürlük peşinde mi koşuyorum?

Biçimler benim için içeriklerden daha mı önemli?

Anima alanında çalışırken anne ile ilişkinin detaylarına bakmak da oldukça önemli diye düşünüyorum. Annenin gölgede kalan özellikleri neler? Annemde yargıladığım, sevmediğim ve katlanamadığım neler var? Bu sorular bizi kendi gölgelerimize ulaştırabilecek sorular…

Puer ve puella arketipleri için de benzer çalışmalar yerinde olacaktır. Olmayan ya da kaybedilen babanın (animusun) yasını tutmak oldukça önemli. Geçmişte babalar savaş ya da hastalıklar nedeniyle kayboluyordu. Şimdi ise iş, alkol ya da sosyal yaşam nedeniyle babalarımızı göremiyoruz. Fiziksel olarak hanede olan babaların ise pek çoğu duygusal olarak mevcut değil. Bu durumlarda çekinik ya da eksik maskülen öz görüyoruz ve yaptığımız şey genellikle animusu da babamızla birlikte yok etmek. Bunu yaptığımızın farkına vararak kendimize maskülen özü canlandırmaya yönelik bir yol haritası çizebiliriz.

İlişkilerimizde ne oluyor?

Bizler her türlü ilişki aracılığıyla, özellikle de karşı cinslerimize kendi anima ya da animusumuzu verebiliyoruz. Bu şu demek oluyor: kendi anima ya da animusumuzu başkalarına (anne, baba, sevgili…) projekte ediyoruz ve projekte edilen özellik artık bizim dışımızda yaşamaya başlıyor. Bu noktada psişede ayrılıklar ve kopuşlar deneyimliyoruz. Artık animus ya da anima bizim psişemizin bir parçası olmaktan çıkıyor ve “dışarıda” bir hayat buluyor.

Projeksiyonu çocukken yakın aile üyelerimize uyguluyor ve hayatımızı sürdürmek için onlara ihtiyaç duyuyor, aslında kendi cinsel özlerimizi (anima ve animusu) onlara teslim ettiğimiz için de bağımlı şekilde büyüyoruz. Fakat bu durumu sadece çocukluğumuzda yaşamıyoruz. İleriki yaşlarımızda da bu projeksiyonu farklı şekillerde uyguluyoruz: Anima ve animusu alıp karşı cinsimize projekte ediyoruz ve bunun adına AŞK diyoruz.

Pasif ya da aktif aile bireylerinin bizde yarattığı etkiler dolayısıyla geliştirdiğimiz arketipler/gölgeler bizi hayatımızın geri kalanında da yönlendirir hale geliyor. Partnerlerimizi seçerken aslında anne ve babamızın kararlarıyla yol alıyoruz. Bazı kadınlar eşlerinde kaybettikleri babalarını arıyor. Bazı kadınlar ise babalarının zıttını, yani babalarının bastırdığı gölge özellikleri arıyor. Bunun nedeni bilinçsiz bir şekilde de olsa aslında geçmişte deneyimledikleri dinamiği yaşamak istememeleri. Erkekler ise eşlerinde ya annelerini, yani anneden aldıkları koşulsuz sevgiyi arıyorlar ya da annelerinin gölge benliklerini, yani bastırdıkları özellikleri görmek istiyorlar. Bu, eğer anne kendi feminen özelliklerini gölgeye atmışsa, genellikle seks bağımlılığı, çekici kadınlara düşkünlük ya da “Don Juan” arketipini sahiplenmekle sonuçlanabiliyor. Aksi durumda da, yani annenin fazla düşkün olduğu, baskın feminen değerler taşıdığı bir durum varsa da erkek kendi özgürlüğüne ve alanına düşkün bir kadın seçmeye meyilli oluyor.

Yani eğer bilincinde değilsek, her ne seçim yapıyorsak yapalım aslında özgür benliğimizle yapmıyoruz bu seçimi. Seçimi yapan kişiler biz değiliz, anne ve babalarımız.

Kendime Anne ve Baba Omak

Aslında yapmaya ve olmaya hazırlandığımız şey, kendimize anne ve baba olmayı öğrenmek. Reddettiğimiz ebeveyni hayatımıza yeniden davet etmek ve baskın/çekinik arketiplerimizin farkına varmak, bu arketiplerin karşılanan ve karşılanmayan ihtiyaçlarını öğrenmek. Bu sayede arketiplerin bize sunduğu tipik/otomatik davranışları sergilemek yerine bilinçli yetişkin seçimler yapabilir hale geliyoruz. Yani kendi içimizde kontrolümüz dışında bizi yöneten bir ya da birden fazla düşman taşımak yerine onlara empati duyarak, onları görerek, duyarak ve varlıklarını onurlandırarak aslında armağanlarını alabilmeye başlıyoruz. Zira şunu unutmamak gerek diye düşünüyorum:

Her bir arketip, gölge ya da ses aslında çocukken bize iyi bir nedenle hizmet etti ve hayatta kalmamızı sağladı. Kullandığı yöntem biz çocukken işe yaradı evet, fakat biz büyümeye başladıkça bu yöntemler bizim hayatımızı daha kolaylaştırmak yerine daha da zorlaştırır hale gelebiliyor. Çünkü artık “hayatta kalmak” yerine uyum içerisinde, bilinçli bir hayat sürdürmek istiyoruz. Çocukken edindiğimiz arketipler/gölgeler/sesler aslında uyum içerisinde yaşamayı amaçlamadılar, onlar bizim hayata tutunabilmemiz için stratejiler geliştirdiler. İşte bu nedenle, ilk önce bunun farkına varmak hayatımızda kendimize verebileceğimiz en büyük hediyelerden biri sanıyorum.

Didem Çivici – Copyright ©2017

Wild Woman Academy Kurucusu ve Eğitmeni

[1]

“ÇOCUK ERKEKLER”: PUER ARKETİPİ 

“ÇOCUK ERKEKLER”: SENEX ARKETİPİ

“ÇOCUK KADINLAR”: PUELLA ARKETİPİ

“ÇOCUK KADINLAR”: ARTEMİS ARKETİPİ

Görsel: Johann Heinrich Füssli – The Nightmare

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: