İLİŞKİNİN TAO’SU

tao

“Kırılganlığın olmadığı bir ilişkinin kıyıya vurması kaçınılmazdır.” – Robert Augustus Masters

Şeffaflığın ve kırılganlığın görünür olmadığı yerde duygular ve düşünceler (hikayeler) birikiyor. Bu birikmeler de sanrıları, varsayımları ve yok saymaları doğuruyor.

Şeffaf olmak, kırılganlığımızla, yani içimizde süre gelen her şeyle orada apaçık nefes alabilmek belki de bizi en çok korkutan şey. Kalbi açık tutmak hiç bilmediğimiz bir şey. Biz korunmayı öğrendik. Dışarısı tehlikeliydi. Birileri bize zarar verebilirdi. İnsanlara güven olmazdı. Bize babana bile güvenme, denildi. Biz de söz dinledik. Kapandık. Kapanmakla da kalmadık, Deida’nın ifadesiyle[1] kalbimizin etrafına kabuklar ördük ve bu kabuklarla seçtik birbirimizi. Özümüzdekine ulaşmak ise çoğumuza nasip olmadı. “Kabuk Savaşları” diyorum ben buna. İçi cılk yara, dışı kaskatı.

Kırılmaktan korkarak paramparça olmayı seçtik çoğu zaman. Özümüzde taşıdığımız pek çok duygu ve ihtiyaca sırtımızı dönüp idealleştirdiğimiz, öğrendiğimiz, doğru kabul ettiğimiz pek çok inanç ve düşünce ile aslında kendimize, kalbimize sırtımızı dönüyoruz. Çocuk benliklerimizle ilişki kurmaya çalışıyoruz. Haliyle ilişkilerimiz de oyuna dönüşüyor, olgun ilişkilere değil. Bununla beraber eğer farkındalıkla ve ilgiyle yolumuza devam edebilirsek, bu oyun ilişkilerin bizi olgun ilişkilere evriltebileceğini düşünüyorum.

Oyun ilişkilerimizde kendi hayatımıza dair pek çok alışkanlığımızın ifadelerini bulabiliriz ve bu alışkanlıklarla (ya da örüntülerle) çalışarak sorun olarak gördüğümüz her şeyi armağanlara dönüştürebileceğimizi düşünüyorum. İşte o zaman derin, şeffaf ve olgun ilişkilere adım atabiliriz, diyorum.

Farkındalıkla yaşanan olgun ilişkilerin hayatı zenginleştiren, tutku ve sevgiyi büyüten, özgürleştiren ve ruhsal olarak derinleştiren seçimler olduklarını düşünüyorum. Bu demek değil ki olgun ilişkilerde acı, öfke, korku ve utanç gibi duygular yok. Olgun ilişkiye geçtiğimizde bu duygular bizi yönetemez hale geliyorlar, o kadar. Olgun ilişki içerisinde hallerimizi şeffaflıkla paylaşarak, suçlama ve yargı olmaksızın kendi hallerimize ve partnerimiz hallerine alan açarak ve özellikle de bu halleri ilişki ve kendimiz için birer tehdit olarak değil de birer büyüme fırsatı şeklinde görerek derinleşmeyi ve gücü birlikte kullanmayı öğreniyoruz.

Sanıyorum ki oyun ilişkilerle olgun ilişkiler arasındaki en büyük fark şu: Güç savaşı yapmak yerine gücü birlikte yaratmak ve kullanmak. Bu sayede birbirimize karşı değil, birlikte yol almayı öğreniyoruz. Korku ve utançla birbirimizin elinden özgürlüklerimizi almıyor, aksine, birlikte özgürleşmeyi öğreniyoruz. Aşkın ve özgürlüğün birlikte var olabileceğini keşfediyoruz.

Ben yakın ilişki kurmak denildiğinde şunu anlıyorum:

Hallerimle, duygularımla ve ihtiyaçlarımla, yani hikayelerimle, geçmişimle yakın ilişki kurabildiğim ve partnerimin de bunu yapabildiği ve bu süreçten edindiğimiz armağanlarla yürüdüğümüz yolun kendisi. Bu, benim için İlişkinin Tao’su[2] demek.

Tao te Ching’te[3] açık kalp ile gökyüzü arasında bağlantı kurulur. Gök olayları olur, bulutlar gelir, yağmur yağar, fırtına kopar ama gökyüzü oradadır, sabittir, değişmeyendir. Ben de derin ya da yakın ilişkilere bu gözle bakıyorum. İlişki dediğim şey kocaman açık bir kalp. İlişkinin aynı gökyüzü gibi engin ve değişmez olduğu, hallerin ve duyguların, hikayelerin gelip geçtiği, sonsuz bir kaynak. Böylesine derin bir kaynağın besleyici ve güçlendirici, zenginleştirici ve büyütücü olduğu kanısındayım.

Bu nedenle de aynı gökyüzü gibi, ilişkinin de şeffaflığa ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Hikayelerimiz, öğrendiklerimiz, duygularımız, inançlarımız, ailelerimiz, geçmişimiz… Hepsi birer bulut gibi. Biz tüm bunları fark ettiğimizde (temizlediğimizde değil, FARK ETTİĞİMİZDE) bir şey oluyor. İşte orası benim için çok kıymetli bir yer. Orada Tao’da, akışta olduğumu, BİR’in parçası olduğumu, bütünlüğümü hissediyorum. Eşimle ilişkimdeki yargılarımızı, hikayelerimizi, geçmişimizi, duygularımızı ve örüntülerimizi şeffaflıkla görebildiğimde bizden çok daha öte bir şey ile bağlantıda hissediyorum. Orası Mevlâna’nın bahsettiği iyinin ve kötünün ötesinde bir yer sanki. Orada tüm olasılıklar var ve eşit. Orada yargı yok. Orada birbirini onurlandırmak, sevmek ve birbirine şefkatle sarılmaktan başka hiç bir şey yok. Orası benim için büyüme alanı. Orası Tao. Yol’un ta kendisi.

Gerçek yakın bir ilişki içerisinde birlikteliğin ve ayrılığın birlikte yaşadığını düşünüyorum. Birbirimizden ayrıştığımızda, benliklerimizle birer birey olduğumuzda, kaçmadan ve yargılamadan kendimiz olarak, merkezimizde ve doğal bir şekilde var olduğumuzda iki partner olarak derin bir yolculuğa çıkabileceğimizi düşünüyorum.

Bu yolculuğa çıkmaya hazır olup olmadığımı soruyorum sonra kendime…

Hoşlanmadığım her ne varsa onlardan kurtulmaya çalışmak yerine bu hoşlanmadığım şeyleri bilgelikle, şefkatle ve merakla karşılayabilir miyim?

Anbean, tüm hikayelerimle bu ilişkiyi yeniden ve yeniden seçerek, birbirimizi yeniden ve yeniden seçerek, sorun olarak gördüğümüz şeylerin içerisinden büyümeye adım atabilir miyiz?

İlişkinin, içinden geçilip büyüyüp gelişilecek bir yer olması yerine, tamamıyla kabul edilip, derinlemesine yaşanarak büyüme ve gelişmenin kendiliğinden ola geldiği bir yolculuk olmasını sağlayabilir miyiz?

Derin ve yakın bir ilişkinin, kendimize ve partnerimize sırtımızı dönmeden, hikayelerimizi yadsımadan, sahiplenmediğimiz duyguları ve ihtiyaçları sahiplenerek, sorumluluk alarak oluşturulacak güven dolu bir alan olduğunu düşünüyorum. “Daha az gelişmiş” hallerimizin kabul gördüğü, şiddetli ve kabul edilemez davranışlarımızın merakla kucaklandığı, sorunların potansiyellere ve fırsatlara dönüşebildiği bir yer.

Burası tüm şeylerin ve varlıkların bize, kalbe hizmet edebildiği ve bizim de tüm şeylere ve varlıklara hizmet edebildiğimiz bir yer.

Robert Augustus Masters’ın dediği gibi:

“Bütün varlıklarla yakın olmak, her şeyin ve her varlığın bizim alışkanlık olarak sahiplendiğimiz varsayımlardan ve hayatımızı zorlaştıran hayallerimizden özgürleştirmesine izin vermektir.”

 

Didem Çivici

 

 

[1] David Deida, “Canım Sevgilim”, Ganj Yayınları, 2015.

[2] Ray Grigg, “The Tao of Relationships: A Balancing of Man and Woman”, 1988.

[3] Tao te Ching, Chapter 12:

Colors blind the eye.

Sounds deafen the ear.

Flavors numb the taste.

Thoughts weaken the mind.

Desires wither the heart.

The Master observes the world

but trusts his inner vision.

He allows things to come and go.

His heart is open as the sky.

(Çeviri: Stephen Mitchell)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: