KARANLIĞIN HİKAYESİ

Karanlığı üzerimizden sıyırmak bazen zordur. Karanlık var, derinlere kök salmış hırçınlıklar var ve yapabildiğimizin en iyisiyle, el yordamıyla yolumuzu bulmaya çalışıyoruz. Çoğu zaman çaresiz ve umutsuz hissediyoruz.

Nefes alamadığım günleri anımsıyorum.. Karanlığın üzerime çullandığı, bedenimi ve ruhumu sıkıştırdığı günler çok uzak değil. Barındırmak istemediğim hallerin kontrolümden çıktığına tanık oldukça çıldıracak gibi olurdum. Ve bir gün kendime şöyle dedim: “Delirmenden korkuyorum.”

İçimde beslenmek isteyen aç bir cadı vardı ve ben onu görmedikçe, onu kenara ittikçe ve aşağıladıkça daha da güçleniyordu. Yıllar içerisinde o kadar çalışmayla gider sanmıştım ama aksi olmuştu. Günlerden bir gün yine çıka geldiği bir vakit durdum. “Dinliyorum,” dedim, “Nedir arzun?”

Anlattı da anlattı. Açlığını kustu yüzüme. Korkutucuydu. Çirkindi. Kokuyordu ve pislik içerisindeydi. Ağzının kenarlarından sülükler sarkıyordu. Karnı yarılmıştı ve bağırsakları dışarı çıkmıştı. Üzeri sinek ve kurtlarla doluydu. Öfkeliydi. Ağzından çıkan her cümlede bir şeyler saçıyordu etrafa. Önce çok korktum. Yüzüne bakamıyordum. Ama sanki üzerime çömen bir karabasan gibi gelmişti ve hiç bir yere gidemiyordum. Çaresizce yüzüne bakmaya devam etmeye çalıştım. O ise güçlendikçe güçlenmiş, tüm kahrını ve zehrini bana akıtıyordu. İstekleri vardı ve yerine getirmemi istiyordu. Dinledim.. dinledim.. ta ki o yorgun düşüp duruncaya kadar. O an gözlerine bakma cesaretini yakaladım. Bir gözü yoktu. Diğerinin de yarısı kapanmış, sanki çürümüştü. Ancak o yarım gözünün tam ortasında siyah bir inci tanesi duruyordu. Öyle parlak ve canlıydı ki. Tüm o çürümüş bedenini canlı tutan şey oydu sanki. Baktım. Gözünün ta içine, derinlerine baktım. Gözlerimi o inciden alamadım. O parlak karanlık beni içine aldı ve tüm bedenimi zift gibi kapladı. Kaçışım yoktu. O cadıyı dinlemekten öte, o olmuştum. Direncim kalmamıştı. Sözleriyle beni zehirlemiş, karanlık gözüyle beni ele geçirmişti. Tüm bedenimin gevşediğini hissettim. Sanki et bedenim çözülüyor, lime lime dökülüyordu. Kemiklerim un ufak, iç organlarım ise tuz buz oluyordu. Karanlığı görüyordum. Karanlığı hissediyordum. O an garipsedim. Karanlık bu kadar hafif olamazdı.. olmamalıydı. Karanlık denilen şey “ağır”dı, yüktü, zordu. Bedenimi böylesine hafifletemezdi.

Direncim tamamen kayboldu. “Ne istiyorsun?” diye sordum. Yanıt yoktu. Sessizlik ve karanlık vardı sadece. Dedemin evindeki gömme dolabın içi kokuyordu. Eski kitaplar, fotoğraflar ve dergiler… kapkaranlık bir oda. “Ne istiyorsun?” diye yineledim. “Seni,” dedi. Bedenimden kalan tek uzvumun kalbim olduğunu fark ettim o an. Zangır zangır titreyen ve korkuyla parçalanacağını sanırken aşkla ve şefkatle zerrelerine dağılan kalbimi hissettim. Işıkla dolacağını sanmıştım ama olmadı. Kapkaranlıktı.

“Karanlığı yadsıma çocuğum,” deyiverdi bilge kadın. “Kalbini tüm karanlığıyla kucakla ve kutsa.”

Derin bir nefes aldığımı anımsıyorum.

Didem Çivici

Karanlığın Bilgeliği’ne adım atmak için:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: