Alan Tutmak – 101

“Alan tutmak”, olanın/kişinin kendini ifade edebilmesi için desteklemek, ona mekan, enerji ve rahatlık sağlamaktır. Mizacında “maskülen” bir enerjiye sahiptir ve feminen enerjinin ifade bulmasına alan sağlar. Maskülen ile sabit, değişmez ve sağlam bir enerjiden bahsediyoruz. Feminen ise hislerle alakalı, dalgalı, karanlık ve ışığı barındıran, tahmin edilemeyen ve akışkandır. Alan tutmak dediğimizde maskülen bir yapıyla feminenin kendini ifade etmesini mümkün kılmayı hedefliyoruz diyebiliriz.

Over50CircleD

Peki “alan tutmak” ne işimize yarar ve nasıl yaparız?

Alan tutmak, duygularımızı farkındalık seviyesine taşımamıza yardımcı olur. Gündelik yaşamımızda çoğu zaman hislerimizi “hissetmiyoruz” ve bastırıyoruz. Çünkü toplum içerisinde yaşamanın bazı getirileri ve elbette ki götürüleri mevcut. İçimizde yükselen hisleri çoğunlukla “yersiz” oldukları düşüncesi ile ifade etmiyor ve onları görmemezlikten geliyoruz. Oysa ki sağlıklı bir birey, hislerini doğal bir şekilde yaşayabilir ve kalpten bir şekilde ifade edebilir.

Alan tutmak, hislerle iletişime geçmektir ve bunun ilk adımı “Check-in” olabilir.

“Check-in” beden farkındalığı için yapılan bir tanımdır. Fizik beden, duygu beden ve zihin bedeni ayrı ayrı kontrol edilir ve karar verme sürecine dahil edilir. Bu süreci bir örnek üzerinden inceleyelim: Evinizi temizlemek ve düzenlemek için günü evde geçirmek istiyorsunuz. Telefon çalıyor ve arayan, bir arkadaşınız. Sizi dışarıda bir şeyler içmeye davet ediyor. Bir yandan kırmak istemiyorsunuz, diğer yandan evde kalmak istiyorsunuz. Ancak hayır demek sizin için çok zor. Evde kalmayı çok isteseniz de hayır diyemiyor ve teklifi kabul ediyorsunuz. İçinizde anlamadığınız bir huzursuzluk var ama çok da üzerinde durmadan yola çıkıyorsunuz. Akşam eve döndüğünüzde yorulmuş hissettiğinizi fark ediyorsunuz. Bir de üstüne üstlük arkadaşınız sigara içtiği için dışarıda oturdunuz ve üşüdünüz. Şimdi, tüm günü enerjinizi sarf ederek geçirdiğiniz için hem arkadaşınıza hem de kendinize kızgınsınız. Yatağa yatıyorsunuz ama uykunuz da yok. Hasta gibi hissetmeniz de cabası. Peki, bu senaryoya “check-in” sürecini müdahil etsek ne farklı olurdu? Haydi hikayeyi en başa saralım…

Evinizi temizlemek ve düzenlemek için günü evde geçirmek istiyorsunuz. Telefon çalıyor ve arayan, bir arkadaşınız. Sizi dışarıda bir şeyler içmeye davet ediyor. Bir yandan kırmak istemiyorsunuz, diğer yandan evde kalmak istiyorsunuz. Bu ikilemi fark ettiğiniz anda arkadaşınıza, “Canım, bir saniye verebilir misin bana? Seni duyuyorum ve inan ki, seninle değerli vakit geçirmeyi çok istiyorum. Ancak şu an içimde bir huzursuzluk var, bana bir kaç dakika verebilirsen kendi içimde bunu değerlendirip seni arayacağım birazdan.” diyorsunuz. Bu sayede hem kendinizi hem de arkadaşınızı gözetmek için bir adım attınız. Telefonu kapattıktan sonra kanepeye oturuyorsunuz ve içinize dönüyorsunuz.

İlk önce hisler…

Sıkışmış mı hissediyorum?

Kararsız mıyım?

Bu beni huzursuzlandırıyor mu?

Peki ya bedenim?

Gergin mi?

Peki neden? Ah doğru ya.. biraz hasta gibiyim ve dışarısı da soğuk.

Şu an ihtiyacım ne? Dinlenmek mi..

Peki ya zihnim?

Zihnim razı mı kafasına koyduğu, hedeflediği temizliği bırakıp gitmeye? Başladığım işi tamamlamak beni iyi hissettirecek mi?

Ve bu sorularla hem duygularınızı, hem bedeninizi hem de zihninizi tarıyorsunuz. Sonunda vardığınız sonuç şu: Arkadaşınızla dışarı çıkarsanız %100 onunla olamayacaksınız muhtemelen. Oysa ki arkadaşınız da siz de %100 orada olarak birbirinizle değerli vaktinizi paylaşmayı hak ediyorsunuz. Bunun farkındalığıyla arkadaşınızı arıyor ve diyorsunuz ki: “Canım, fark ettim ki şu an dışarı çıkmak bana iyi hissettirmeyecek. Ancak şöyle bir teklifim var: Bana gelmeye ne dersin? Bunu ister misin? Saat 4’e kadar, hedeflediğim işlerimi bitirebilirim ve sonrasında çay keyfi yaparız, ne dersin?”.

Sizce de daha rahat değil mi?

Bunun gibi pek çok örnek verebiliriz. Ailenizle, patronunuzla ya da sevgilinizle aklınıza gelebilecek her diyaloğu böyle bir mizansene çevirerek tekrardan hikayelendirmeyi deneyin, bakalım nasıl farklı olacak J

Aslında “check-in” modeli de bir çeşit alan tutma deneyimidir. Kendinizi tararken üç bedeninize (fizik, duygu, zihin) de alan tutarsınız:

Orada ne oluyor?

Ne hissediyorum?

Ne düşünüyorum?

Yargısızca farkındalığınızı geliştirir ve ezbere verdiğiniz tepkileri kontrol edebilir hale gelirsiniz. Zira toplumdan ve ailemizden pek çok yargı kalıbı almaktayız ve bilinçsizce bu kalıplarla yaşamlarımızı sürdürüyoruz. Çoğu zaman gerçekten ne hissettiğimizin farkına varmadan kıssadan hisse sonuca varabiliyoruz. Oysa ki alan tutmak ve check-in yapmak bize nefes alacağımız aralıklar sunar ve “orada gerçekten olan” hakikatin farkına varmamızı sağlar. Üstü kapalı yaşamaktansa “otantik” olmamıza, yani gerçekten yaşamamıza olanak tanır.

Hatırlayın: Hepimiz, %100 orada olan birini hak ederiz.

Alan Tutmak – 101” için bir yanıt

Add yours

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: